SON XƏBƏRLƏR

Türk Dünyası ve Önemi . Orhan ÇELTİKCİ

2021.10.20, 07:36
Türk Dünyası ve Önemi . Orhan ÇELTİKCİ

Gunaz.tv
Türk Dünyası ve Önemi 1236278351_celtikci.jpg Orhan ÇELTİKCİ Antalya Akdeniz Universitetinin Müəllimi, Mədəniyyət Strategiyaları Üzrə Mütəxəssis Dünyada 20. yüzyıl bir değişim asrı olmuştur. İki büyük dünya savaşının yaşanması, imparatorlukların çöküşü, sömürge sisteminin çağdaş bir boyut kazanması, teknolojinin akıl almaz bir şekilde gelişmesi buna bağlı olarak uzay çağına girilmesi, bölgesel düzeyde milliyetçilik hareketleri ve milli devletlerin oluşumu, devletlerarası politikalara karşılıksızlığın ve acımasızlığın yansıması, SSCB’nin dağılması ile; iki kutuplu dünyanın ABD merkezli dönmeye başlaması özellikle Türk Dünyasının 1/4 inin bu dönemde bağımsız olarak, siyasi ve kültürel sınırları ile ortaya çıkması bu yüzyıla damgasını vuran önemli olaylardır. Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak, dünyanın jeopolitik haritası değişmiş, dünya bağımsız devletleri dış politikalarında yeni oluşan şekle göre hüküm vermeye başlamıştır. Türkler açısından 20. yüzyılın en önemli olayı SSCB’nin dağılmasıdır. Bilindiği gibi 1 Ocak 1991 de SSCB resmen ortadan kalkmıştır. SSCB’nin ortadan kalkması ile 15 yeni Cumhuriyet SSCB toprakları üzerinde kurulup, bağımsız olmuşlardır. Yeni oluşumla dünyada “Küreselleşme” eğilimi başlamış, diğer yandan da etnik ayrıma yönelik bir bölünme ve parçalanmalar dönemi günümüze damgasını vuran önemli bir etken olmuştur. Bu dönem, Türkler açısından bir kendi oluş, kendine geliş dönemi olması açısından önemlidir. O zamana kadar yeryüzünde dünyanın tanıdığı bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı KKTC’ye Kafkasya’da Azerbaycan; Türkistan’da (Orta Asya) Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan bağımsız Türk Devletleri eklenmiştir. Yaklaşık dört milyon km2 toprakları ile Türk Dünyası, Türkiye ve Dünya için bir taraftan çok önemli bir etken olurken diğer yandan dünya jeopolitiğini de değiştiren bir olgu olmuş, dünya başat devletleri dış politikalarında Kafkasya, Türkistan ve Türk Cumhuriyetlerini daha fazla önemser hale gelmişlerdir. Dünya başat güçlerinin politikalarında yer verdikleri gibi, Türkiye de dış politika önceliklerini yeni gelişen şartlara göre şekillendirmeye başlamış, dönemin politika ve devlet adamları “21. yüzyıl Türklerin asrı olacaktır” söylemlerini dile getirmeye başlamışlardır. Günümüz itibari ile dünya Türkleri Anadolu ve Türkistan ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 250 milyondur. Nüfus açısından değerlendirildiğinde dünya Türk nüfusu eşi olmayan bir potansiyel güçtür. Ancak, gerek yaşanılan coğrafyanın durumu gerekse tarih derinliğinde Türkler arasında meydana gelen şekillenme ve oluşumlar Türk Dünyasının birleşmesini engellemektedir, engelleyecektir. Bu acıdan değerlendirildiğinde Türk Dünyası Coğrafi birliği bir hayalden öte gidememektedir. Dünya global bir köy haline gelirken coğrafi birlikteliğin önemi eskiye nazaran ikinci hatta üçüncü plana düşmüş durumdadır. Bu dönüşüm değerlendirildiğinde Türk Dünyasının coğrafi birlikteliğinin dünya şartlarında mümkün olmadığı görülmektedir. Ancak, gerek Türk Dünyasını oluşturan coğrafyanın dünyanın mihenk yerinde olması, gerekse Türklerin yaşamakta oldukları toprakların yer altı ve yerüstü kaynaklar açısından zengin ve çeşitli varliyete sahip olması Türk dünyasının önemini kendiliğinden kat be kat arttırmaktadır. Bu eksende değerlendirildiğinde Türk Dünyasının, bir millet çok devlet şeklinde yaşıyor olan, Türk kültürlü halklarının ortak argümanlarını tespit etmeli bu argümanlar noktasında bir olan yönlerinin tespit edilip buna göre hareket edilmesi gerektiği de açıktır.Nedir Türk dünyasının ortak argümanları? Kuşkusuz bu soruya en iyi cevabı büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK vermiştir. M. Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933 yılında yaptığı bir konuşmada: “Bugün Sovyetler birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek demek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir…” demiştir. O zaman bir millet çok devlet şeklinde yaşamakta olan bir Türk kültürlü halkların var kalabilme adına ellerinde bir çok argümanları bulunmaktadır. Bu argümanların başında kuşkusuz Tarih birliği yatmaktadır. Tarih geçmişte bizim acısıyla tatlısı ile geçirdiğimiz bizim bugünlere ulaşmamızda üstünden geçtiğimiz köprüdür. 5000 yıllık bir derinliğe sahip önemli bir köprüdür. Bu köprü gelecekte güçlenmek adına, kökü beslenilerek yeni nesillere aktarılmalıdır. Dil de bir köprüdür. İnsan dili ile konuşur, dili ile anlaşılır. Türk Dili kuşkusuz Türk Milletinin kalbidir, zihnidir. Her ne kadar tarih derinliği içinde konuşulan Türkçede ağız ve şive farklılığı meydana gelmiş olsa da Türkçe Türk Kültürlü halkların dil konusunda Gök Kubbedir. İnanç da bir köprüdür. Günümüz itibari ile yaklaşık 250 milyona yaklaşan Türk Kültürlü halkların nüfusunun ekseriyet çoğunluğunu Müslüman inançlılar oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra Hıristiyan, Musevi, şaman… inançlı Türklerde mevcuttur. Bu bağlamda bizi bağlayan, bizi birbirimize yaklaştıran nokta inançtır, şu yada bu din değildir. Yine Türk Dünyasının en önemli toplumsal birlik argümanlarından biriside Türk Kültürüdür. Kültür toplumu oluşturan fertler arasında çimento vazifesi gördüren en önemli birlik unsurudur. Bu bağlamda değerlendirildiğinde Türk devletlerinin yönetim yapılarında, Türk halklarının temizlik anlayışlarında, Geleneksel Türk Bayramlarında, Türk temizlik anlayışında, Töre, adet, gelenek göreneklerde, halk inançlarının doğum evlenme ölüm ile ilgili safhalarında, Türk Kültüründe renk anlayışında… ana noktalarda büyük oranda ayniliğin olduğu görülmektedir. Sonuç olarak Türk Dünyasını oluşturan Türk Kültürlü halklar ele alınıp incelendiğinde günümüz itibari ile dünyanın hemen her tarafında yaşıyor olan Türk Kültürlü halk fertlerinin birçok ortak yanlarının olduğu görülmektedir. Bu ortak yanlarımız bizim dünyada var olan kimliğimizi devam ettirmemiz adına sahip çıkmamız gereken hayat damarlarımızdır. Haleflerimize bu zenginlik unsurlarımızı aktarabilmeliyiz ki; haleflerimiz daha güçlü gelecek elde etmede kendilerinde kuvvet bulsunlar. Dünya güçlü milletlerin; nicelik ve nitelik olarak zayıf olan milletleri bünyesine katıp eriterek yok ettiği bir dönemi yaşamaktadır. Bu dönemde de en fazla savaş kültürler üzerinde verilmektedir. Kültür olarak var kalabilmek, kültüre sahip çıkabilmek gelecekte var kalabilmenin olmazsa olmazı olmuştur.

SEÇİLMİŞ XƏBƏRLƏR

Çox oxunanlar