SON XƏBƏRLƏR

İran Neden Türkiyenin Arabuluculuğunu İstemiyor?

2021.10.20, 07:36
İran Neden Türkiyenin Arabuluculuğunu İstemiyor?

Gunaz.tv
İran Neden Türkiyenin Arabuluculuğunu İstemiyor? Arıf Kəskin Avrasiya Strateji Araşdırmalar Mərkəzi Başbakan Erdoğan yabancı bir gazeteciye verdiği demeçte, “İranın, Türkiyeden Washington-Tahran arasında arabuluculuk yapmasını istediğini” bildirmişti. Bu haber hem dünyada hem de İranda ciddi şekilde yankı bulmuştu. Çünkü “görünürde ABDye meydan okuyan Ahmedinejadın, kapalı kapılar ardında farklı” olduğu şeklinde bir algı doğmuştu. Nitekim İrandaki Ahmedinejad muhalifi gazeteler bu haberi kinayeli bir şekilde yansıtmışlardı. Başbakan Erdoğanın bu açıklaması İran dışişleri bakanlığı tarafından yalanlandı. Başbakan, Tahran ve Washington arasındaki arabuluculuk arzusunu ilk defa dile getirmiyor. Daha önce Obamanın seçimi kazanmasının ardından böyle bir istek dile getirilmişti. Ancak İranlılar, “İran ile ABD arasındaki sorunlar, derinliği ve karmaşıklığı nedeni ile üçüncü bir ülkenin devreye girmesiyle çözülemez” şeklindeki ifadeleri ile Türkiyenin bu isteği karşısında hep mesafeli olmuşlardı. İranlıların Türkiyeye mesafeli bir duruş sergilemesinin birçok sebebi vardır. Birincisi, Türkiye-İran ilişkilerinin doğasının teşkil ettiği rekabettir. Arabuluculuğu kabul edilen ülke genellikle her iki taraftan nüfuzun da kabul edildiği anlamına gelir. Bu da üçüncü ülkeye önemli bir prestij sağlar. Ayrıca üçüncü ülkeye her iki taraftan da faydalanma imkânı verir. İran Türkiyenin bu süreçte bir prestij kazanmasını istemiyor. Arabuluculuğu kabullenmesi, Türkiyeyi küresel ve bölgesel sorunlara olumlu katkı sağlayacak bir ülke pozisyonuna yükseltir. Bu da Türkiyenin hem ABD hem de AB nezdinde önemini artırır. İranın bunları isteyeceği kuşkuludur. İkincisi, İranlılar arabulucu ülkeden de bir şeyler almayı düşünüyorlar. Arabulucu ülkenin onlara verebileceği bir şeylerin olmasını istiyorlar. İranın Türkiyeden ne alabileceğini de hesaplıyorlar. Örneğin, arabulucunun büyük ülkelerden olmasının, hatta kimilerine göre Irak ve Afganistan tarafından olmasının Türkiyeden daha yararlı olacağı düşünülüyor. Çünkü bu vesile ile İran oradaki kazanımlarını uzun süre elinde tutabilecek şekilde perçinleyebilir. Üçüncüsü, İran güvenlik bürokrasisinin engelidir. Nitekim İranlı bazı güvenlik uzmanları ABD ile İran arasındaki sorunun temelini güvenlik konusunun teşkil ettiğini belirtiyorlar. Güvenlik, sorunun mahiyeti gereği gizlidir. Bu nedenle, AB ülkelerinin bile İran ile ABD arasında yapılacak güvenlik anlaşmalarından haberdar olmaması gerekmektedir. Dördüncü sebep güven sorunudur. İran-Türkiye ilişkileri iyi bir yolda yürüse de iki ülkenin karşılıklı olarak güven sorunlarını aştıkları söylenemez. Bu nedenle İranın, Türkiyenin veya arabuluculuk isteyen başka diğer ülkelerin bu sorunun çözülmesini gerçekten ne kadar istediklerinden emin olmadığını da söyleyebiliriz. Çünkü İranlılara göre ABD-İran ilişkisinin iyileşmesi, başta Sünni Araplar olmak üzere birçok devletin istediği bir olgu değildir. Bu nedenle üçüncü bir ülkenin devreye girmesi sorunu daha da karmaşıklaştırabilir. Beşinci gerekçe, İran-ABD arasındaki ilişki kanallarının hiç bir zaman tıkanıklık yaşamadığı argümanıdır. İran ve ABD istedikleri zaman görüşmüşlerdir. Bu görüşme ABDnin Afganistan ve Iraka saldırısı sırasında ve sonrasında da olmuştur. Nitekim ABD-İran arasında Irak merkezli güvenlik toplantıları yapılmıştır. Ayrıca ABDnin Tahranda İsviçre Büyükelçiliği bünyesinde ABD Çıkarları Koruma Bürosu hep olmuştur. Bu nedenle görüşmeye karar verdikleri zaman üçüncü ülkeye ihtiyaç duymadan bunu yapabilirler. Altıncı neden, İran ve ABD ilişkilerinin doğasından ileri gelmektedir. İran ve ABD ilişkileri çok farklı boyutları olan bir güven bunalımı ile karşı karşıyadır. Bu güven bunalımını çözebilecek ülkeler, ABD ve İrandan başka herhangi bir üçüncü ülke olamaz. Ayrıca Türkiye, İrana bu çerçevede güvenlik garantisi veremez. Gazze saldırısı, Başbakan Erdoğanın, “İsrail bizi arkadan vurdu” sözü, kritik noktalarda Türkiyenin dışlanabilme ihtimalini söz konusu yapmıştır ve bu da Ankaranın güvenirliliğini zedelemektedir. Ayrıca iki ülke arasındaki sorunların karmaşıklığı arabulucunun işini zorlaştırmaktadır. Yedinci sebep, İran ve ABD ilişkilerinin daha karmaşık olmasının ve çözüm formülü bulunmasının kolay olmadığı gerçeğidir. Türk diplomasisi bu karmaşaya ışık tutacak bir formül bulabilirse, bu süreçte istediği yeri alabilir. Her iki tarafı tatmin edici bir formülün bulunması kolay gözükmüyor. Nitekim Türkiyenin çantasında da böyle bir sihirli formülün olmadığını görüyoruz. Sekizinci sebep ise, arabuluculuk girişimlerinin Bush döneminde geçerli olabilecekken Obama döneminde pek de mantıklı gözükmediği argümanıdır. Bu dönemin özelliği her iki tarafın doğrudan görüşmeye hazır oldukları ve dolayısıyla arabulucuya gerek kalmadığıdır. Yukarıdaki olgulara baktığımızda Türkiyenin İran ile ABD arasındaki arabuluculuk hayalinin gerçekleşmesinin o kadar da kolay gözükmediği açıktır. Bu süreçte Türkiyeye bir rol biçilmemesi, İranın stratejik hatası ve yanlış bir başlangıç olarak da yorumlanabilir. ABD-İran arasındaki sorunların çok boyutluluğu ve derinliği arabuluculuğu dışlasa da, bu olgu ayrıca üçüncü tarafların devrede olmasını da zorunlu kılmaktadır. İran ve ABD bu süreci ikili görüşmeler çerçevesinde sınırlarsa, istedikleri sonucu almakta zorlanabilirler. Çünkü İran-ABD ilişkileri iki ülkenin sorunu olmanın ötesinde bölgesel ve küresel boyutu ve niteliği olan bir olgudur. Bu nedenle bu sorunun çözülmesinde bölgesel ve küresel bir ortak iradenin doğabilmesi önemlidir. İranlıların bu süreçte ibreleri Irak ve Afganistana yöneliktir. Bu, doğru taktiksel bir adım olabilir, ancak stratejik anlamda faydalı olmayabilir. Bu görüşmenin daha sağlıklı yürümesi için hem bölgesel hem de küresel anlamda Türkiye daha fazla katkı sağlayabilir. Bu katkıyı Irak ve Afganistanın sağlaması imkânsız gibi gözükmektedir. Türkiyenin ABD ile olan ilişkisi, NATO üyesi olması, AB ile olan ilişkileri ve Sünni Arap devletleri ve İsrail ile olan ilişkileri ciddi imkân sağlamaktadır. Davos krizi, Türkiyenin Araplar ve İsrail nezdinde tarafsızlığına gölge düşürmeseydi, Ankara anahtar bir pozisyonda olabilirdi. Özellikle İran sorununda, İsrail ve Yahudi lobilerinin hassasiyeti sebebi ile, Türkiye bu bağlamda da önemli işler yapabilirdi. Şimdi ise bu olgu o kadar kolay gözükmese de Türkiyenin bu süreçte hâlâ önemli yeri vardır. Türkiyenin, ABD-İran ilişkilerinde müzakereye yönelik motivasyonun artırılmasında, görüşme mekânı sağlanmasında, tarafların aşırı isteklerinin törpülenmesinde ve özellikle görüşmenin sağlıklı bir yörüngede yürütülmesinde önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Türkiyenin rolünü arabulucu olarak değil de “kolaylaştırıcı” olarak tanımlarsak daha gerçekçi olabiliriz.

SEÇİLMİŞ XƏBƏRLƏR

Çox oxunanlar