SON XƏBƏRLƏR

Finlandiyada Turancılığın doğuşu

2021.10.20, 07:36
Finlandiyada Turancılığın doğuşu

Gunaz.tv
Finlandiyada Turancılığın doğuşu finlandiya.jpg Araştırmacı İlhami Yangın İhtilal Tüccarları adlı eserinde Turancılığı ve Türkçülüğün doğuşu, geçirdiği evreler ile neden birleşmedikleri konusunu ele almış. Eserde verilen bilgiler özetle şöyle: Avrupa devletleri 18 yüzyıldan itibaren ulusal kültür oluşturmak ve güçlendirmek için tarih yazımını bir araç haline getirmişlerdi. Göz koydukları toprakların ve burada yaşayan insanların kendileri ile geçmiş bağlantılarını ispat etmek için de tarihi bir araç olarak kullanmaya başladılar. 1757den itibaren Almanyada Göttingen Üniversitesinde ciddi şekilde tarih öğretilmeye başlandı. 1769 tarihinde ise Fransada College de Franceda Tarih ve Ahlak Kürsüsü açıldı. (Arthur Marwick, The Nature of History, s. 36) Tarih yazımının tarihi (Historiografi) bir disiplin olarak ilk kez bu ülkelerde ortaya çıkartıldı. Tarih yazımı ile ulusçuluk arasındaki en sıkı bağ da ilk kez bu ülkelerin tarih düşüncelerinde formüle edildi. El yazmalarının araştırılması, bir kaynağın öteki kaynakla nasıl bir bağlantısının olduğunun incelenmesi ve dil bilimi alanında mükemmel yayınların yapılması sonucunu da verdi. Tarihçiler kültürel geleneklerin dil, folklor ve etnik köken gibi önemli öğelerinden etraflı bir biçimde yararlandılar. Bütün bu çalışmalar tarihi kaynakların basılıp yayınlanmasına yol açtı. (History and Historiography, Encyclopaedia of the Social Sciences 5/7-8., New York, 1957, s. 377) 1800lü yıllarda Orta ve Doğu Avrupada üç tür milliyetçi hareket görüyoruz. Bunlar Pancermenizm, Panslavizm ve Panturanizmdir. Prusya küçük Alman devletçiklerini birleştirerek Alman Devletini ortaya çıkarmıştı. Pancermenizm; Orta Avrupada küçük devletçiklere bölünmüş Almanların birliğini savunan bir hareket olarak ortaya çıktığında, bu birliğin sağlanması çok sayıda Alman hanedan devletlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirmişti. (Hans Kohn, Encyclopaedia of the Social Sciences, c. 2, s. 547) Alman İmparatorluğunun hedefi Karadeniz kıyılarına kadar uzanan büyük bir imparatorluktu. Alman çıkarlarının genişletilmesi ve Alman sömürge hareketinin desteklenmesi amaçlanmıştı. Doğal olarak bu amaç, dönemin en büyük sömürge imparatorluğuna sahip İngiltereye karşı bir eylemliliği içermekteydi. Pancermenizm, Rusya ve Fransaya karşı bir savunma hareketi, İngiltere ve İngilterenin Akdeniz ve Asyadaki sömürgelerine yönelik saldırgan bir hareket uygulamaktaydı. (Roland G. Usher, Pan-Germanism, s. 11.) Alman tarih tezlerinde Slavlar Hıristiyanlık dışı, Türkler Avrupa dışı görülüyordu. Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme esasına dayanarak Avrupanın kendi ırklarına ait olduğunu öne sürüyorlardı. Cermen birliği peşindeki Almanyanın desteklediği Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Ruslar yoğun bir hegemonya mücadelesine başladılar. Almanyanın güçlenerek ortaya çıkması Rusları endişeye sevk etmişti. Bağımsız tek Slav devletini oluşturan Ruslar, Panslavizm siyaseti sayesinde Avustarya-Macaristan ve Osmanlı topraklarını yutmak üzere strateji geliştiriyorlardı. Gerek Almanlar gerekse Ruslar bu isteklerini tarihi tezlere dayandırmaktaydılar. Ancak Avrupada Turan asıllı Fin-Ogur boyları da yaşamaktaydı. Bu boylar; Bulgar, Litvan, Eston, Fin, Leton, Macar (Hungary, Mağyar) olarak Avrupaya yayılmış durumdaydı. Turancılık akımının kurucusu ve öncüsü Profesör Mathias Alexander Castren (1813-1852)dir. (Ana Britannica, 7/309-310) Castren ülkesinde uyanan ulusal bilincin etkisinde dil ve halk bilimi çalışmaları yaptı. (Büyük Larousse, 5/2217) Fin Milliyetçisi olan Castren Turancılık ideolojisini savunmuş ve Ural-Altay dillerinin incelenmesine öncülük etmiştir. Castren, Sibiryada yıllarca süren araştırmalarından sonra Ural-Altay dillerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine birçok önemli katkılarda bulundu. Bunların en can alıcısı, Fincenin bu dil ailesinden olduğunu bulmasıydı. Bu inançtan yola çıkarak Finlilerin Orta Asyadan geldikleri, küçük ve soyutlanmış bir halk olmayıp, Macarlar, Türkler ve Moğollar gibi grupları içeren geniş bir toplumun parçası oldukları sonucuna vardı. 1849da açıkladığı bu düşünceler, coşkulu bir milliyetçi olan Castrenden sonra gelen Fin milliyetçileri de benimsedi. Böylece Finlandiyada Fince üzerine yapılan çalışmalar da büyük bir ivme kazandı. Castren 1851de Helsinki Üniversitesindeki ilk Fin Dili kürsüsüne atandı. Ertesi yıl rektör oldu (*). (Ana Britannica, 7/309-310) (*) Bu kürsü Castrenin araştırmalarını destekleyen Finlandiya devleti tarafından özel olarak kurulmuştur. (Büyük Larousse, 5/2217) Castrenin Finlilerin gerçek yurtları ve Turanla bağları üzerine görüşleri Finlandiyada hala büyük ölçüde benimsenmektedir. (Ana Britannica, 7/309-310) Dilbilim verilerine göre beş ana dil ailesi vardır: Bunlar Hint-Avrupa, Ural-Altay, Sami, Bantu ve Çin-Tibet dil aileleri olarak sınıflandırılmaktadırlar. (Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, s. 5-8) Altay dilleri tasnifi Castrene aittir. (Hasan Eren, Türklük Bilimi Sözlüğü, 1.Yabancı Türkologlar, s.126-130) C.C.J. Bunsen de Turan sözcüğünü yalnızca bir dil ailesi anlamında kullanmanın ötesine geçerek, Turanı bir millet kategorisinin sıfatı olarak biçimlendirme yoluna gitmiştir. Turan kavramının Aryan ve Sami olmayan halkları tanımlamak üzere Bunsen tarafından ilk kez 1847de kullanıldığı da kaydedilmektedir. (Turani Nepek, "Uj İdök" Lexikona, c. 12, s. 5934) Bunsenin ortaya attığı bu teori Alman asıllı İngiliz dil bilimci Fredrich Max Müller sayesinde popüler hale gelmiştir. (F. Max Müller, The Science of Language, c. 1, s. 333) Slavlar ve Cermenler arasında eriyerek yok olacağı düşünülen Turan asıllı Macarlar arasında da milliyetçi düşünceler filizlenmeye başlamıştır. (Charles W. Hostler, "The Turks and Soviet Central Asia" The Middle East Journal, 1958, c. 12, Nu.3, s.263) Turan sözcüğünün kökeni İran efsanesi Avestada bulunmaktadır. (Maria Antonina Czaplicka, The Turks of Central Asia in History and the Present Day, s. 18-19; Vlademir Minorsky, The Encyclopaedia of Islam, c. 4, s. 878-879) Firdevsinin Şehnamesinde Turan hükümdarı Efrasiyap (Alp Er Tunga) ile yapılan İran savaşları anlatılır. Turan kelimesi Kutadgu Biligde de geçmektedir. Divanü Lügat it-Türkde bu kahramanın (Alp Er Tunga) ölümü üzerine söylenen bir sagu yer almaktadır. İbn-i Rüşt ve Gardizi üzerinden günümüze gelebilen, aslı kayıp olan Buharalı Ceyhaninin gözlemlerinde Macarlar Türklerin bir kolu olarak gösterilmektedir. (Laszlo Gyula, The Magyars, s.193-196; C. A. MacArtney, The Magyars in the Ninth Century, s. 206-209; Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s. 132) Laroussedeki bilgiler göre, 9. yüzyılda Doğudan gelen Macarlar (Fin-Ugur) kökenli kavim Peçenekler tarafından Karpatları aşmak zorunda bırakıldı. Macarların burada düzenledikleri akınlar sonucu Arpad ulusal sülaleyi kurdu. Arpadın soyundan gelen Geza tüm kavimlerin egemenliğini kabul ettirdi. (Büyük Larousse, 15/7612) Ana Britannicada ise Macarların Roma İmparatorunca yardım için çağrıldığını yazmaktadır; "Roma Germen İmparatoru Arnulf 892de bir Fin Ugor halkı olan Macarları yardıma çağırdı." En güçlü kabilenin başkanı olarak liderliğine seçilen Arpad, 896da yedi Macar kabilesinin başında Tuna Havzasının orta kesimine egemen oldu. Arpadın torunlarından Geza 975de Hıristiyanlığı kabul etti. (Ana Britannica, 21/212) 1000 yılında Papa tarafından Saint Istvana gönderilen taç ile daha sonra Bizans İmparatorunun gönderdiği taçın eklenmesiyle oluşmuş olan Macarların Kutsal Taçı üzerinde Bizans tarafından 1071de gönderilen kısımda "Türklerin Kralı Gezaya" ifadesi yer almaktadır. (Gyula, a.g.e., s. 210) Bizans İmparatoru 8. Constantine Porphyrogenitus 948-952 arasında yazdığı eserinde Macarlardan Türk, ülkelerinden Türkiye olarak söz etmektedir. Eserde "Arpad, Türklerin büyük prensi" ifadesi de yer almaktadır. (Geniş bilgi için bknz: Constantine Porphyrogenitus, De Administrando Imperio, ed. Gy. Moravcsik, trans. R.J.H. Jenkins, rev. ed., Dumbarton Oaks Center for Byzantine Studies, Washington 1967) Macar efsanelerinde de 13. yüzyılın başından itibaren Hun-Macar köken birlikteliği dile getirilmeye başlanmıştı. "Hunor - Magor" adı verilen efsanede Hunların ve Macarların Hunor ve Magor adlı iki kardeşten geldikleri hikâye edilmektedir. Simon Kezainin 1283 dolaylarında yazdığı tahmin edilen Gesta Hungarorum, 11. yüzyıl sonu 12. yüzyıl başlarına tarihlenen Anonymusun Gesta Hungarium ve 14. yüzyıldaki Mark Kaltinin Chronicon pictum vindobonense adlı eserlerinde, bu efsaneye Macarların kökenini açıklamak üzere yer verilmiştir. (Gyula, a.g.e., s.177-190) Turan kelimesinin yakın tarihte ilk olarak Macarlarca kullanıldığını görüyoruz. Minorsky, 1839 tarihinde Turan teriminin "Büyük Türk Yurdu" anlamına gelmek üzere Macarlarca kullanıldığını belirtmektedir. (Minorsky, a.g.e., s. 880-881) Macarlar ve Finlilerin Osmanlı Devletinde yaşayan Türkler ve Rusyadaki Türklerle ırki bağı vardır. Bu kavimlerin dezavantajı artık bu dilleri konuşan kardeşlerin birbirlerini anlayamayacak durumda olması yeni ve ortak bir dil geliştirilmesi zorunluluğudur. Turancılık akımı Finlandiya ve Macaristan üzerinden Avrupanın diğer bölgelerinde yaşayan Turan asıllı topluluklarda da yayılmaya başladı. Başta Lehistan (Polonya) olmak üzere, Slovenya, Litvanya gibi bölgelerde Turancılık akımı gelişti. 1848de Avusturyada Macarlar, Rusyada ise Lehler bağımsızlık için ayaklandılar. İsyanı Avusturya ve Rusya çok kanlı bir şekilde bastırdı. Bu durum, Fransız ve İngiliz kamuoyunda Rusya aleyhine büyük bir tepkinin çıkmasına sebep oldu. Macar ve Leh milliyetçilerinin liderleri Osmanlı topraklarına girerek hükümetten sığınma hakkı istediler. Sultan Abdülmecit Han, kendisine sığınan mültecileri, Rusya ve Avusturyanın savaş tehditlerine rağmen geri vermedi. Polonya, Macaristan ve çevresini kapsayan bu bölgeden gelenlerin hemen hepsi iyi öğrenim görmüştü. Onların gelişi 1849dan sonra bir seri ıslahat hareketlerine geçen Osmanlı devletinin modernleşme sürecine destekleyici olmuştur. Müslümanlığı kabul eden bu subaylar, Osmanlı ordusuna katılmış, özellikle ortak düşman olarak gördükleri Ruslara ve Avusturyaya karşı yapılan savaşlara katılmışlardır. Büyük kısmı Kırım harbine katılarak Osmanlı kuvvetlerine güç katmıştır. Erdel savaşlarının efsanevi kumandanı Jozsef (Yozef) Bem, Murat Paşa adıyla Halepe yerleşmiş, 1850de isyan eden Araplara karşı kendisine adeta tapınan birçok subay arkadaşlarıyla birlikte savaşmış, şehit düştükten sonra mezar taşı İstanbuldan götürülüp başına dikilmiştir. Albay Jozsef Kollmann Kırım savaşında Feyzi Paşa adıyla savaştı. Yüzbaşı Jozsef Taschler Kırım savaşında yarbaylığa yükseldi. György Divitsek üst teğmen olup 1864te Osmanlı ordusunda Albay Ali Beyi oldu. Yüzbaşı Janos Derecskey Osmanlı ordusunun İskender Paşası oldu Selanikteki Rum ayaklanmasında öldü. Macar özgürlük savaşına yarbay rütbesiyle katılan Kassel doğumlu August Ludwig Wegler Osmanlı ordusuna Albay Tevfik olarak girdi, sonra paşa oldu ve Beduinlere karşı savaşta öldü. Kssuthun generallerinden György Kmety İsmail Paşa ismini alan Kars kalesinin kahraman koruyucusudur, 1856da orgeneral oldu. Kırım savaşına katılıp 11 Ekim 1856da ölen Kont Richard Gruyonun Haydarpaşa İngiliz mezarlığındaki kitabesinde ise "Türk Paşası, Fransanın çocuğu, İngiltere doğumlu, fakat Macar milliyetçisi" şeklinde ifade edilmektedir. Macar özgürlük savaşının başçavuşlarından Sandor Farkas, Harbiyede uzun yıllar hocalık yaparak, Macar Osman Paşa adını aldı. O zaman Osmanlı hizmetinde bulunan yüksek rütbeli subayların bazıları: Murat Paşa "Josef Bem", İskender Paşa "Antoni İlinski", Muzaffer Paşa "Wlatyslaw", Rüstem Bey, Şahin Paşa "Felis Breanski", Mehmet Sadık Paşa "Michal Czaykowski", Mahmut Hamdi Paşa "Sygmunt Fremt", Nihat Paşa "Seweryn Bielinski", Arslan Paşa "Lutrik Bystzowski", Sefer Paşa "Wlatyslaw Koscielski", Mehmet Ali Paşa "Karol Defroi-Karl Detrois" ve Ömer Paşa "Michal Latos" (*). (*) Macarlar Turancılık araştırmalarını geliştirmek için 1870de Budapeşte Üniversitesinde bir Türkoloji bölümü kurmuşlardır. 1910 yılında siyasetçi ve tarihçi Kont Pal Teleki önderliğinde Budapeştede Turan Cemiyeti (Turanî Tarsasag) kuruldu. Birçok ünlü toplumsal şahsiyeti, bilim adamlarını ve ulusçu şairleri kapsayan cemiyetin amacı "Avrupadan Asyaya, Devenyden Tokyoya kadar Turanı aramak", "kardeş uluslar arasında birliği sağlamak ve Turancı birlik bilincini yaygınlaştırmak" idi. (Tarık Demirkan, Macar Turancıları, s. 27-28) "Turancılığın, yani Macar olmanın birinci ödevi (...) Turan ülküsünü öğrenmek ve bunu yaymak" idi. (Demirkan, a.g.e., s. 27-28) Macar Turan Cemiyeti 1913ten itibaren Turan adlı bir dergi yayımladı. 1920de dokuz Turancı cemiyet ve birliğin katılımıyla Macaristan Turan Federasyonu (Magyarorszag Turanî Szövetseg) kuruldu. Turancılar 1941 yılında Macaristanda iktidara yükselmiş, Pal Teleki Başbakan olmuştur. Macarların 2. Dünya Savaşında ürettikleri tankın adı da Turandı. (Daha fazla bilgi için; Nizam Önen, Turancı Hareketler-Macaristan ve Türkiye (1910-1944), A.Ü.S.B.E. Doktora Tezi, Ankara 2003) İsyana katılıp gelen Türk kökenli ihtilalciler arasında çok sayıda Yahudi, Leh ve diğer milletlerden isimlere de rastlıyoruz. Bunlardan birisi az sonra hakkında geniş bilgi vereceğimiz ilk Türkçülerimizden Konstantny Borzecki (Mustafa Celalettin Paşa)dir. Bir diğeri ise sonraları Mehmet Ali Paşa adını alan "Karol Defroi-Karl Detrois"dir. Yine aynı bölgede çok sayıda Türkolog yetiştiğini görüyoruz. Bunların bazıları: Janos Repiczky, Gyula Meszaros, Frigyes Vineze, Vilmos Pröhle, Gabar Balint Szentkatolnai, Janos Pastinszky, Imre Karacson, Armin Vamberydir. Bu isimler arasında da Yahudilere rastlıyoruz. Bunlardan birisi Vamberydir. Hayri Üstün

SEÇİLMİŞ XƏBƏRLƏR

Çox oxunanlar