SON XƏBƏRLƏR

Uygur Türklerine Çinin Olimpiyat baskısı

2021.10.20, 07:36
Uygur Türklerine Çinin Olimpiyat baskısı

Gunaz.tv
Uygur Türklerine Çinin Olimpiyat baskısı 40276.jpg İlk defa 2006 yılı Nisan ayında gizlice girdiğim Sincan Uygur Özerk Bölgesi hakkında önce birşeyler yazma ihtiyacını duymadım. Benim o zamanki izlenimlerim olumluydu ve herşey sanki günlük güneşlikti. Human Rights Watch, Uluslararası Af Örgütü gibi insan hakları savunucusu örgütlerin raporlarındaki kötü koşullara ben Sincanda rastlamamıştım. Kaldığım üç hafta zarfında en ufak bir insan hakları ihlaline tanık olmamıştım. Sadece camiye namaza gitmek isteyen memurların işlerini kaybettiklerini saptayabilmiş, okullarda Uygurcanın ikinci plana atıldığını farketmiştim. Herkes içki içiyor, sevgilileriyle geceleri eğlence âlemlerine katılıyordu ve tek bir kişi bile bana hayatından şikayet etmeye cesaret edememişti. Nasırlaşmış korkuyu ancak bu son gidişimde şekillendirebildim. Geçtiğimiz mart ayında Çin, olimpiyatları sabote etmek isteyen radikal Uygur teröristleri ile ilgili açıklama yapınca bu bölgeye duyduğum merak geri geldi. Olimpiyatlar sırasında Çinin iddialarının doğru olup olmadığını yerinde incelemek istedim. Sahiden Uygurlar, Tibetliler gibi baş mı kaldırıyorlardı? Çin gizli polisine yakalanmadan Sincana nasıl girileceğini çok iyi biliyordum. 2006 yılında işadamı hüviyetime bürünerek turist olarak Uygur bölgesine , Hong Kong ve Pekin üzerinden gitmiştim. Resmi makamlara başvurmadığım için Pekinden yanıma hareketlerimi kontrol edecek bir rehber verilmemişti. Pekin Havaalanında kim olduğumu farketseler elimi kolumu sallaya sallaya Sincana beni sokmazlardı. Londrada aldığım istihbarata göre, bu yıl olimpiyatlar öncesi Uygur Türkleri üzerine baskı inanılmaz şekildi artmıştı. Daha önce bana Sincanda yardımcı olmaları için adresleri verilen kişileri bu yıl aramamam için bana sıkı sıkı tembih edildi: "Hayatlarını tehlikeye atarsın. Sizle konuşurlarsa başları belaya girer. Özellikle İngilizce bilen Uygurlar, yakından izleniyor. Gittiğinizde onları telefonla bile aramayın. Zaten size telefonla bile bilgi veremezler. Tüm telefonlar dinleniyor. Olimpiyatlar öncesi baskı arttırıldı. Şüphelenilen herkes içeri atılıyor. Hapishanelerde yer kalmadı" Bu durumda iki yıl önce beni Sincanda gezdiren Uygurlarla hayatlarını tehlikeye sokmamak için görüşmeyecektim. Zaten bu kişiler bana hiçbir şey söylemedilerdi. Bana sundukları tablo, Uygurların Sincanda mutlu olduklarıydı. SİNCANA GİREBİLEN SON GAZETECİLER 2006 yılındaki bölgeye en son girip Uygur Türkleri ile röportajlar yapabilen tek gazeteci bendim. Hong Kongdaki Human Rights Watch görevlisi bile bölgeye en son 2005 yılında girebilmişti. Uluslararası Af Örgütünün şu anda Çinde bir temsilcisi yoktu. Çin Halk Cumhuriyeti, Batılı gazetecilerin Sincana gelip sorunları deşmelerine izin vermiyordu. Beş yıl önce olan Kaşgar depreminden sonra aynı nedenle yabancı gazetecilerin bölgeye gelmelerine izin vermemişti. Korkuları Uygur halkına yapılan baskının ortaya çıkmasıydı. Benden sonra da Sincana araştırma yapmaya gelen gazeteci duymadım. Sadece birkaç ay önce AP ve Reuters fotoğrafçıları Sincandan resim geçtiler. O da kontrol altında. Kimse Uygur halkıyla röportajlar yapamadı. Benim avantajım Uygurlara çok benzememdi. Şüpheli hareket etmediğim sürece yakalanıp sorgulanmam zordu. Çin, dünyanın gözü üzerlerinde olduğu için olimpiyatlar öncesi yabancılara açıklarını göstermemek için elinden geleni yapıyordu. Bir İsveçli araştırmacı, Kaşgarda iki kez kalmayı başardı fakat sonunda atkuyruğu saçını traş edip onu Kaşgarı terketmeye zorladılar. İlk ziyaretinde benim gibi kimseyle görüşemeyen bu İsveçli araştırmacı, ikinci ziyaretinde Uygur Türklerinin güvenini kazandı ve kaldığı fakir Uygur evlerinde çektiği resimleri sergi yaptı. Resimlerinde zengin Çin evleri ile fakir Uygur evleri arasındaki büyük tezat ortaya konuldu. 10 yıl önce Uygur bölgesine Mesut Yılmazın başbakanlığı döneminde Başbakan Yardımcısı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer, Uygur bölgesine resmi ziyarette bulunmuştu. Bakan olduğu için Uygur Türklerine yakınlaşabileceğini sanan Ersümer, Çinlilerin etrafına ördüğü ağ yüzünden hiçbir Uygur Türküyle konuşamadan Türkiyeye geri dönmüştü. Geleceğimiz Asyada mı? adlı kitabının yazarı Mehmet Öğütçü, İpek Yolunu TV programına konu yapan Coşkun Aral ve Sınırlar Arasındanın yapımcısı Banu Avar yıllar önce Sincana girebilen son gazeteciler arasındaydı. 2005 yılında Uygur bölgesine kültür programı yapmak için giren Banu Avar bildiğim Sincana girebilen en son gazeteciydi. Sincana girebilen gazetecilerin çoğunun, Çinin bilgisi dahilinde Sincanı ziyaret ettiklerini öğrendim. Hatta Çin makamları, Coşkun Aral döndükten sonra develerle yaıtığı görüntüleri yayınlarken Sincandan Doğu Türkistan diye bahsetmesine tepki geldiğini bana anlattılar. Ben Çin makamlarından gazeteci izni almadan Sincana girip insan haklarının Çinde ihlal edilip edilmediğini araştırdım. Yanıma birileri iliştirilse tarafsız gözlemci olmam zorlaşırdı. Londrada tanıştığım direnişçiler, Sincandan çok uzak kalmışlardı. Çoğunun Sincanı ziyaret tarihleri beş on yıl öncesine dayanıyordu. Ben son koşulları belki de onlardan daha iyi biliyordum. Gene de Sincana uçmadan önce onlarla Londranın tanınmış Türk lokantalarından Efes2de yemekte biraraya gelip Uygur bölgesindeki son durumu görüşme ihtiyacını duydum. İki yıl önce Sincana gitmeme rağmen neden yazılarımın yayınlanmadığını merak ettiler. "Yazılacak birşey yoktu. Kimse, korkularından olsa gerek tek kelime etmedi. Nasıl eğlendiklerini mi yazacaktım? Bana konuşacak adam adresi verin" dedim. "Kimse sizle konuşmaz. Konuşsalar ortadan kaldırılacaklarını çok iyi bilirler. Sizin Türk gazetecisi olduğunuzu fark ederlerse arkanızdan sizin de izinizi bulamayız. Çinde herkes ajandır. Siz takip edilmediğinizi sanarsınız, sizi dört beş kişi muhakkak takip ediyordur" diye uyardılar. Sonunda bana 75 yaşındaki Hacı bir ihtiyar Uygurun telefon numarasını verdiler. "Konuşsa konuşsa bu kişi konuşur. Telefonunu İsveçteki Kaiserden aldım dersen sana güvenir ve konuşur" İDDİALAR Duyduklarım iki yıl önce gittiğim Sincana tekrar gitmemi gerekli kıldı. Ne yapıp yapıp Uygur bölgesine gitmeliydim. İddiaların doğru olup olmadığını çıkartmam gerekiyordu. Geçtiğimiz Mayıs ayında Çin Halk Cumhuriyeti Londra Başkonsolosluğuna gidip turist vizesi için başvurdum. Bu yıl, Olimpiyatlar nedeniyle vize işlemleri zorlaşmıştı. Türkiyeden yapılan müracaatların çoğuna olumlu yanıt verilmiyordu. Türkiyeden Sincana vize alıp gidebilenler ise Ürimçi Havaalanında bir saat kadar sorguya çekiliyordu. Bu T.C. vatandaşı kişiler, bir de Uygur asıllı oldu mu yandılar. Orta Asya ülkelerinden turistlere de kısıtlama getirilmişti. Benim şansım İngiltereden müracaat etmemdi. 5 saatlik vize kuyruğuna İngiliz eşimin girmesinin katkısı oldu ve meslek hanesine "gazeteci" yazmama rağmen bir aylık vizeyi koparabildim. İki yıl öncesinden tek fark bu kez otel ve uçak rezervasyonlarının yapıldığını gösterir belge şart koşuyorlar. Bu belgeleri almak için ertesi günü tekrar kuyruğa girmem gerekti. Eşime 3 aylık vize vermelerine rağmen bana "gazeteci" olduğum için bir aylık vize verdiler. Üç aylık çok girişli vize başvurumu çevirirken Çinli memur kız, sinirli bir ifadeyle "İstediğiniz vize tipini reddettiğimizi bir dahaki başvurunuzda belirtmek zorundasınız" dedi. Benim için önemli olan Sincana girebilmekti. Daha sonra belki olimpiyatlar için Çine gidebilirdim ama umurumda değildi. Bu arada Çinin olimpiyatlar sırasında sınır kapılarını açacağı ve bileti olan herkesi içeri alacağını işittim. Uçak bileti vize yerine geçecekti. Ama Çinde hergün karar değişiyordu. Olimpiyatlara çok önem verdiği için Çin, uygulamalarda sürekli çuvallıyordu. Tedbir olarak uçak ve Pekindeki otel rezervasyonlarımı yaktım ve Pekin havaalanında Çin gizli servisi tarafından karşılanma tehlikesini sıfıra düşürmek için başka bir gün China Air ile Pekine uçtum. Sincana en uygun uçak, Bakü üzerinden Azerbeycan Havayolları ileydi ama Baküden gelen Türkleri çok sıkı sorguladıkları için Pekin üzerinden uçmayı tercih ettim. Hürriyet

SEÇİLMİŞ XƏBƏRLƏR

Çox oxunanlar